Size bir telefon kadar yakınız
0850 303 20 71 (Dahili 7)
0212 437 17 15
Dil Seçin
tr

ÜLKE KALKINMA, AFET PLANLAMALARI VE  SİVİL TOPLUM

03.11.2018
ÜLKE KALKINMA, AFET PLANLAMALARI VE  SİVİL TOPLUM

ÜLKE KALKINMA, AFET PLANLAMALARI VE  SİVİL TOPLUM

 Afet olgusu önceden tahmin edilebilir,tecrübe edinilmiş ve hesaplanabilir hasar listesi olan bir vakadır.Afetlerin zeminleri tahmin edilebilirken,zamanlaması konusunda kesinlik kazanmış bilimsel veriler bulunmamaktadır.Ülkemizde afet olaylarının etkisi göz önünde bulundurulduğunda depremlerin birinci sırada geldiği görülmektedir.Heyelan,sel,yangın gibi felaketler de Türkiye gerçeği olarak karşımızda durmaktadır.Türkiyede afet zararları üzerine sağlıklı sonuçlar veren istatistiki çalışmalar bulunmamaktadır.Bu durum bu yolda daha yapılacak çok iş olduğunu göstermektedir.Afet konusunda politika üretilmesi devletin asli görevlerinden biridir.Ancak bu politikaların fikir düzeyinde kalmaması için uygulanabilir formatta olması gereklidir.En tepeden sokağa kadar yansıyan silsile içinde ülkemizi bağlayan belirleyici planların içine afet konusundaki bakışın yansıtılması gerekmektedir.Bir ülkenin afet politikasının olup olmadığı bu konuda bir yazılı evrakının olmasından daha çok,o ülkenin ileriki yıllarına dair yaptığı planlamaların içinde yazılanların ne derece uygulanabildiğine bağlıdır.Türkiye için bu işin ilk üstel durağı Kalkınma Planlarıdır.

Ülkemizin planlı programlı bir şekilde gelişebilmesi için,iş başına gelen bütün iktidarları bağlayan ve Devlet Planlama Teşkilatı tarafından hazırlanan Kalkınma Planları yapılmaktadır.Bu planlar,titizlikle, ülke gerçekleri göz önünde bulundurularak makro bir bakış açısı ile hazırlanmaktadır.Türkiyenin siyasi,ekonomik,coğrafi,tarihi ve sosyal kriterleri baz alınarak hazırlanan bu planlar büyükşehir ve il ölçeğinde hazırlanan il çevre düzeni planları,nazım planlar ve ilçe düzeyindeki uygulama planları ile hayat bulmalıdır.İlçe ve belde düzeyinde sokağa direkt yansıyan 1/1000 lik plan ve imar uygulamalarının hiyerarşik bir sistem içinde,önce il seviyesindeki 1/5000 ve 1/25.000lik nazım planlara ve ardından 1/100.000 lik çevre düzeni planına, üst kademede ise Devlet Planlama Teşkilatı tarafından hazırlanan 5 yıllık Kalkınma Planlarına bağlandığı görülmektedir.

Kalkınma Planları geniş bir bakış açısı ile sektörel hassasiyetlere göre hazırlanmaktadır.Bu planların mekansal ve kurumsal halleri çevre düzeni planları ve nazım planlarla belirlenmektedir.Uygulama alanı ise ilçe düzeyindeki planlarda ortaya çıkmaktadır.Buradan çıkan net sonuç şudur: Türkiyede Kalkınma Planları deprem başta olmak üzere her türlü afet türü göz önünde bulundurularak hazırlanmalıdır.Kalkınma Planları, çevre düzeni ve nazım planların ellerini güçlendirecek,vizyon sağlayacak maddeler içermelidir.

Türkiyede Devlet Planlama Teşkilatı tarafından hazırlanan kalkınma planlarının başlangıç tarihi 1963 tür.Bu tarih, planlama sürecinde Türkiyenin kaybettiği zamanın da bir delilidir.Türkiye Cumhuriyeti başlangıç noktası olarak tespit edildiği takdirde 1923 yılından günümüze çok daha verimli ve planlı kalkınma planları yapılabileceği söylenebilmektedir.Günümüze kadar 9 adet 5 er yıllık Kalkınma Planları hazırlanmıştır.9.Kalkınma Planı 2007-2013 yıllarını kapsamaktadır.Bu son Kalkınma Planı 2001-2023 yıllarını kapsayan uzun vadeli strateji çerçevesinde hazırlanmıştır.Bu özelliği ile cumhuriyetimizin kuruluşunun 100.yılı olan 2023 yılına kadar hazırlanacak diğer kalkınma planlarına da çeşitlilik bağlamında katkı yapması beklenmektedir.

Bu güne kadar uygulamaya konan kalkınma planları göz önünde bulundurulduğunda,bunların olması gerektiği gibi, çevre düzeni ve nazım planların önünü açan nitelikte olduklarını söylemek çok zordur.Hatta hiç bir ilgilerinin bulunmadıkları bile söylenebilmektedir.Bu durum Türkiyenin yakın tarihe kadar ulusal ölçekte bir afet politikasına sahip olmadığını göstermektedir.Afet politikaları,günlük siyasetten uzak bir şekilde,ideolojiler üstü bir anlayışla iktidar ve muhalefet ile hep beraber, devlet kurumları ile bütünleşik bir şekilde belirlenmelidir.Cari durumda ise maalesef afet olgusu siyasetin içinde karşılıklı bir eleştiri malzemesi olarak kullanılmaktadır.Bu konudaki yanlışlığın ivedilikle giderilmesi gerekmektedir.

1963 yılında planlı bir hayata ilk adımı atan Türkiyede,17/4/2004 tarihinde kabul edilen 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu ile ,çevre düzeni planına uygun olmak kaydıyla Büyükşehir Belediyelerine 1/5000 ve 1/25.000 arası ölçekteki nazım planları hazırlayıp uygulama yetkisi verilmiştir.Mevzuata göre bu konuda aynı yetki İl Özel İdarelerinde de bulunmaktadır.Ancak İstanbula özel olarak bu yetki sadece İstanbul Büyükşehir Belediyesine verilmiştir.Ülkemizde başta İstanbul olmak üzere, cumhuriyetin kuruluşundan bu güne kadar bir türlü ele avuca gelir bir plan hazırlanamamıştır.Hazırlanabilen bir kısım planlar ise siyasi sebeplerden ötürü yargıda iptal sonucu ile neticelenen serüvenler yaşamışlardır.Bu konuda somut bir örnek 1/100.000 ölçekli İstanbul Çevre Düzeni Planıdır.2005 yılından beri yapılan ve değişikliklere uğrayan bu plan 2009 da Büyükşehir Belediye Meclisinde kabul edildikten sonra belediye başkanı tarafından onaylanmıştır.Planın içinde özelde İstanbul, genelde Marmara bölgesine dair plan ve hedefler mevcuttur.Kuzeyde verimli toprak ve yeşil alanlara

yönelmiş bulunan nüfus yayılımını doğu-batı aksında kademelendirilmiş merkezlere yaymaya çalışan planın ana teması,Marmara ve İstanbulun deprem tehdidi gerçekliğinin üstüne oturtulmuş bulunmaktadır.Bilimsel açıdan planın içindekiler tartışmaya açık olmakla beraber,perde gerisinde oluşturulmuş bir afet politikasının varlığını inkar etmek mümkün değildir.Bu teşvik edilmesi gereken bir adımdır.İptal istemi ile yargıya taşınan planın hukuki kararının ne olacağı hala meçhuldür.Sadece bu durum bile,Türkiyede afet konusunda herkesin ortak olacağı politikaların nasıl olup da bir türlü ortaya konamadığı hakkında bir fikir vermektedir.

2005 tarihli 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile yerel yönetimlere 5 yıllık stratejik plan hazırlama mecburiyeti getirilmiştir.Kurumsal plan sınıfına giren bu planlamalar,yerel 1/1000 ölçekli uygulama imar planları ile birlikte nazım planlar doğrultusunda,çevre düzeni planına uygun bir şekilde, ülke kalkınma planında yerini bulmalıdır.Son 10 yıllık süreç göz önünde bulundurulduğunda bu konuda mesafe kaydedildiği görülmektedir.Ancak geçmiş yılların olağanüstü programsızlığı ve birbirinden kopuk planlarının sahadaki ihmalleri neticesinde ilerleme kaydetmek çok zor olmaktadır.

Türkiye 9.kalkınma planı 2007-2013 yılları arasında 5 adet hedef belirlemiş durumdadır:

1)Rekabet gücünün artırılması

2)İstihdamın artırılması

3)Beşeri gelişme ve sosyal dayanışmanın güçlendirilmesi

4)Bölgesel gelişmenin sağlanması

5)Kamu hizmetlerinde kalitenin ve etkinliğin sağlanması

Bu maddelerde afetlere ilişkin oluşturulacak politikalara zemin sağlayacak daha açık ifadeler bulunmalıdır.Kalkınmanın afet olgusu gerçeği ile birlikte olmak zorunda olduğu artık planlarda temel yaklaşım haline getirilmelidir.

Türkiyede afet konusunda yaşanan karmaşa hukuki ve idari boyuta da taşınmıştır.Karmaşık ve içinden çıkılması zor olan afet konulu hukuki mevzuatlarla birlikte,yanlış ve düzensiz bir şekilde kurumsallaşan idari yapı uzun yıllar boyunca karmaşadan başka bir işe yaramamıştır.Türkiyede 2009 senesine kadar,Başbakanlığa bağlı Türkiye Acil Durum Yönetimi Genel Müdürlüğü,İç İşleri Bakanlığına bağlı Sivil Savunma Genel Müdürlüğü,Bayındırlık ve İskan Bakanlığına bağlı Afet İşleri Genel Müdürlüğü afetler konusunda çalışma yapan devlet birimleri olarak karşımıza çıkmaktadır.Türkiye afet politikasının ilk ve en güzel örneği olarak,29/05/2009 tarihli 5902 sayılı kanun ile Türkiye Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı kurulmuştur.Böylece, afet politikasızlığının ülkemizi getirdiği karmaşanın hukuki ilk engeli ortadan kaldırılımıştır.Bu kanunda,Başbakan Yardımcısının başkanlığında Milli Savunma,İç İşleri,Dış işleri,Maliye,Milli Eğitim,Bayındırlık ve İskan,Sağlık,Ulaştırma,Enerji ve Tabi Kaynaklar ile Çevre ve Orman Bakanlarından oluşan Koordinasyon Kurulu kurulmuştur.Ayrıca Başbakanlık Müsteşarının başkanlığında adı geçen bakanlıkların müsteşarları,Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarı,Afet ve Acil Durum Başkanı ve Türk Kızılayı başkanından oluşan yürütme kurulu oluşturulmuştur.Yine Türk Kızılayı Başkanın da iştirak ettiği,üniversite temsilcilerinin de katıldığı,Maden Tetkik Arama Genel Müdürü,Boğaziçi Kandilli Rasathanesi Müdürü,Bayındırlık ve İskan Bakanlığı temsilcisi,Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırmalar Kurumu başkanından oluşan başkanlığını Afet ve Acil Durum Yönetimi başkanın yaptığı Deprem Danışma Kurulu kurulmuş bulunmaktadır.İl ve ilçe sivil savunma müdürlükleri kaldırılmıştır.İllerde tüm yetki ve organizasyon İl Afet ve Acil Durum Müdürlüklerine verilmiştir.

5902 sayılı bu kanundan sonra ortadan kalkan hukuki karmaşıklık,il ve ilçe ölçeğinde somut kurum ve uygulamaları gerçekleştirecek operasyonel bir teşkilat olmayı gerektirmektedir.Bu konuda ağır ilerleyen seyri hızlandırmak ve daha fazla somut adımlar atmak gerekmektedir.

Üstel planlamaların tabanda başarılı olmasının en temel yollarından biri de sivil toplum desteği almasıdır.Sivil toplum afet gibi bir felaketten etkilenecek olan birincil aday olduğuna göre,bu konuda yapılacak olan düzenlemelerde hem planlama hem de operasyon noktasında zorunlu partner durumuna gelmektedir.Afet konusunda sivil toplum kuruluşlarının başını hiç şüphesiz Türk Kızılayı çekmektedir.Türkiyeyi afet konusunda tek çatı altında birleştiren 5902 sayılı yasada ismi geçen tek sivil toplum örgütü Kızılaydır.Bu durum Kızılay adına gurur ve sorumluluk veren büyük bir olaydır.

Kızılay, tüzel kişiliğe sahip, özel hukuk hükümlerine tâbi, kâr amacı gütmeyen, yardım

ve hizmetleri karşılıksız olan, kamu yararına çalışan gönüllü bir sosyal hizmet

kuruluşudur. 1868 de kurulan ve Hilal-i Ahmer olan ismini Atatürkün Kızılay olarak değiştirdiği bu köklü kurum,insaniyetçilik, ayrım gözetmemek, tarafsızlık, bağımsızlık,

hayır kurumu niteliği, birlik ve evrensellik gibi değerleri içselleştirmiştir.

Türk Kızılayı hizmetleri; afet, kan, sağlık ve sosyal hizmetlerinden müteşekkildir.

Türk Kızılayı merkezde bir afet operasyon merkezine sahiptir. Kısaca Afom denilen bu birimin kuruluş amacı; Türkiye ve dünyada meydana gelebilecek afetlere hazırlıklı olmak ve

kendi bünyesindeki birimlerle olduğu kadar diğer kurum/kuruluşlarla koordinasyonu

sağlamaktır. 7/24 esasına göre çalışan bu merkez Türkiye ve dünyada olan afetleri

yakından takip etmektedir.Kızılayın elbetteki başkaca çok yönlü ve vizyoner faaliyetleri de vardır. Bu noktada detayına girilmeyecektir.2006 yılında Avrupa Birliği müktesabatı gereğince tüm ilçelerde kurulan Kent Konseyleri,ilçe veya beldedeki sivil toplum ve devlet kurumlarının temsilcilerinin oluşturdukları yerinden yönetim ilkesine doğru bir adımdır.Belediyelerin kapsam olarak lojistik desteğini sağlamak ve öncülük etmek durumunda oldukları bu yapı aracılığı ile, başta Kızılay olmak üzere,afet olgusu üzerine kendine misyon yüklemiş olan tüm oluşumlarla ortak kararlar alma sürecinin de başlatılması gerekmektedir. Bunun dışında ülkemizde var olan ve kuruluş amaçları, afet anlarında insanlarımıza yardım etmek olan sivil toplum kuruluşlarının da birbirleriyle en azından haberdar olarak,aynı noktada hep beraber yoğunlaşan değil,her biri farklı bir açığı kapayan,kaynakları israf etmeden hızlı bir organizasyona kavuşması gereklidir.Bu sivil toplum kuruluşlarının ülke bazında senede bir kaç defa bir araya gelip toplanabilecekleri üst bir organizasyon kurulabilir.Ayrıca bu tür sivil oluşumlar diğer dernek ve benzeri oluşumlardaki gibi sadece kendi tüzükleri ile değil,yasalarla da belirli bir çizgiye taşınmalıdır.Ancak bir hususa dikkat etmek gerekir: Türk Kızılayı mevcut sivil toplum kuruluşlarının arasında sıradan bir kuruluş olarak değerlendirilmemelidir.Türk Kızılayı,bir ayağı sivil toplumda ,diğer ayağı devletin organizasyonel yapısında olan,Cumhurbaşkanlığının himayesinde olan,uluslararası camianın ulusal ve uluslararası bütün yardım operasyonlarında Türkiye Cumhuriyeti adına tanıdığı ve iş birliği yaptığı büyük ve köklü bir yapıdır.Tüm bu hassasiyetler dikkate alınarak oluşturulacak bir sistem içinde,kalıcı bir afet stratejisine kavuşmuş olan ülkemizde, afet konusu ülkemizin sadece korktuğu değil,akılcı tedbirleri zamanında,planlı ve doğru kurumlarla aldığı bir zemine oturacaktır.

SONUÇ

Türkiyede yakın tarihe kadar bilinçli bir şekilde oluşturulmuş afet politikası yoktur.Bu durum afetler konusunda güçlü adaylar arasında yer alan ülkemizde meydana gelen deprem,sel,yangın vs gibi felaketlerde yapılan müdahalelerin yetersiz kalmasına neden olmuştur.Ayrıca afetler için tedbir alma ve halkı bilinçlendirme süreci de karmaşık hukuki mevzuat ve iyi yönetilemeyen idari tasarruflardan dolayı başarılı olamamıştır.2009 yılında çıkarılan 5902 sayılı kanun ile hukuki karmaşa ortadan kalkmış,nisbi bir iyileşme sağlanmış,ancak idari konularda,özellikle bürokratik kademedeki hantallık nedeni ile istenen düzeye henüz gelinememiştir.Devlet bu konuları tek başına çözmek ve başarmak fikrinden vazgeçmeye başlamış,sivil toplum örgütlerine yönelik, afetler konusunda yapılabilecek hizmetleri paylaşmaya ve partner kabul etmeye başlamıştır.Kendi tüzükleri oranında hukuki mevzuatı bulunan afet odaklı sivil toplum örgütlerinin, ayrıca hukuki tanımlamalara ve konumlandırılmalara ihtiyacı vardır.Türk Kızılayı 1868 den beri gelen tecrübesi ve devlet içinde yer alan özel konumu gereği,klasik sivil toplum örgütleri statüsünde değil,fiilen uluslararası operasyonel büyük bir güç durumundadır.Bundan sonraki süreç bu denkleme göre ilerletilmelidir.

Nokta Gençlik ve Eğitim Merkezi’mizin hedefi kurumumuzda eğitim gören her gencimizin kabiliyet ve isteğine göre İslam’a ve vatana hizmet edebilecek bir alanda istihdamını sağlamak…